sizi kendinizden öteye götürmeyen bilgi, cehaletten beterdir.

Ya herşey %1 lik DNA farklılığından kaynaklanıyorsa?

Tarih: Aralık 19th, 2014 | Kategori: Genel
| Tags: , , , | No Comments »

Bir bilim insanının olaylara nasıl farklı boyutlarıyla bakabildiğinin yada bakması gerektiğinin kanıtı niteliğinde bir video. Tabii ki yine Neil de Grasse Tyson’ dan


Başlığını Sen Koy -1

Tarih: Ekim 28th, 2013 | Kategori: Başlığını Sen Koy
| Tags: , , , | No Comments »

Bizler artık maddeye, şekile yani somutluğa o kadar önem veriyoruz ki yaradanı, bizden 1000 kat daha büyük, iri kıyım birisi olarak kafamızda canlandırıyoruz. Üstelik bunu, bize hiçbir cinsten olmadığını ve yaratılmadığını aktarmasına rağmen yapıyoruz. Çünkü bizler sadece, madden görebildiğimiz, canlandırabildiğimiz şeylere anlam verebiliyoruz. Sırf bu nedenle inançlarımız sadece korku üzerine kurulu. İnancın, tüm yaratıkların vicdan, insaf ve benzeri iyi duygularının tümünü temsil eden bir sistem olduğunu anlamaktan çok uzağız. Yeri geldiğinde 1 sn sonrasında ne olacağının belli olmadığını şişe şişe huşu içinde söylerken, Müslüman olmayan birisinin sanki 1 dk sonra Müslümanlan olamayacak gibi kindar duygularla süzüyoruz, eş cinsel olan bir vatandaştan bahsederken, kalbimize neden acaba sorusunu sormadan önce  gözümüzde iğrenç manzaralar canlandırıyoruz. Tüm bu maddeciliğin paralelinde ruh dediğimiz olguyu, kişinin tıpkısının aynısı olan ancak Photoshop ta saydamlığı artırılan bir silueti olarak canlandırıyoruz. Halbuki bizler, sırf düşünebilme, muhakeme edebilme, karar verebilme yetisi olduğu için yaradılanların en üstünü kabul edilen bizler olayları nasıl bu kadar basite indirgeyebiliriz, daha doğrusu eğer bu kadar basite indirgersek insanlığımızın (maddi olanın değil) ne anlamı kalıyor. Düşüncenin, iradenin önemini yaradanın her fırsatta dile getirdiği, düşününle düşünmeyenin, bilenle bilmeyenin hiçbir zaman aynı olmayacağını bildiğimiz halde nasıl ve neden oluyor da insanları boyundurluk altına alıp karar verme mekanizmalarını çökertip aynı tip yapabiliyoruz.  Yaradılış olarak meleklerden öte olan bizler, kendimizi hayvanlardan altlara çekiyoruz. Hayvanların içgüdüsel olarak yaptıkları şeylere yeri geliyor gözlerimiz yaşararak  izliyoruz. Motoru açılmamış arabalar gibiyiz, kimimiz için çok geç. Etrafmız düşünmeyen, bilmeyen insanlarla dolu üstelik bunun farkında değiller.  Arabayla zengin, kıyafetle güzel, çok konuşmayla bilgin oluyoruz, ancak ruhlarımız fakir ve bunun içindir ki mutlu olamıyoruz. Ruhlarımız sürekli içerden bizleri iğneliyor biz bunun adına “içimde bir sıkıntı var ama ne” diyoruz. Kutsal kitabımızın üzerine basa basa yasakladığı birçok şeyi, sadece ve sadece günümüzde yapılabilirliği olduğu için normalleştirebiliyoruz. Bunun yanında dinin evrenselliğine, zaman tanımazlığına ve insan iradesine atıfta bulunan  ucu açık ne varsa birer kalıp halinde insanlara sunuyoruz. Herşeyi ama herşeyi maddeleştiriyoruz. Bitmiş, tükenmiş durumdayız. Hadi yapabiliyorsan, içinde dediklerimi tanımlayabilecek kelimeler yada küfürler varsa, bu yazının başlığını sen koy, ben yapamadım.